2 Şubat 2015 Pazartesi

Gerçek Korku Nedir?

Korku vatandaşları yönlendiren ve sevgiden çok daha kuvvetli durumda olan en mühim duygudur. Sevgi ise esasında , yalnızca bir zaman , sevdiklerimizi kaybedeceğimizi bilmenin bir perdesidir ve benim düşünceme göre burada Yaradan meydana çıkmaktadır. İnsanlar toplum şeklinde yaşamaya başladıkça, başka bir deyişle kaybedebilecekleri birşeyler arttıkça, bizzat kendilerini herkesi izleyebilecek bir şey yaratma ihtiyacında hissetmişlerdir. Frans de Waal da gibi bir şey söylüyordu. Benim Düşünceme Göre şu anda refahın, mutluluğun olduğu ülkelerde dindarlığın azalmasının bir sebebi de budur. İnsanlar çoğalış birbirlerini kolaylıkla takip edebilmekte, internetle anında her bilgiye anında ulaşabilmekte ve esasında korku da böylelikle azalmaktadır. Hayat büyümemekte, esasında küçülmektedir. İnsanoğlu bazen bizzat yarattığı şeylerden korkmuş, bazen de kendine ahlaki bir destek yaratmak amaçlı Antik Yunanistan'da olduğu benzeri onları manipule etmiştir. Zeus'a ve bilhassa Poseidon'a bakarsak, bu hali daha huzurlu anlayabiliriz. İskandinav mitolojisinden çok temel bir misal sunmak talep ediyorum . İskandinavlar gökkuşağına hiç aklımıza gelmeyecek bir biçimde bakıyorlarmış. Gökkuşağı, kişilerin dünyası Midgard ve Tanrıların dünyası Asgard içinde bir köprü olarak görülüyormuş. İşte Mitoloji bunun benzeri yüzlerce şeyle doludur ve bu mitlerin çıkma kaynağı da korkudan yabancı bir şey değildir. Korku, sanatta işlenen en mühim konulardan biridir. Resmin meydana çıkmasının nedenlerinden biri de budur belki de. Benim bundan önce pekçok yazımda kullandığım Susan Sontag, 'Fotoğraf Üzerine' isimli kitabında bu konuya değiniyor. "To take a photograph is to participate in another person's mortality, vulnerability, mutability. precisely by slicing out this moment and freezing it, all photographs testify to time's relentless melt." ? Susan Sontag, On Photography Korkuyu ve ölümü en güzel işleyen sanatçılardan birisi Ingmar Bergman'dır hiç şüphesiz . 'Yedinci Mühür' filminde bu konuya değinmektedir. Bunu en güzel yansıtan sahnelerden birisinde, gezici oyuncular oyunlarını sergilerken Yaradan aracılığıyla cezalandırıldıkları tahmin edilen cüzzamlılar çıkagelir. Her Biri bir anda buz kesilir ve onların çilesini izlemeye başlar. Cüzzamlılar acımasızca birbirlerini kırbaçlamakta ve kağıt üzerinde günahlarının bedelini çekmektedir. Tekrardan 'Yedinci Mühür' filminin son sahnesi çok mühimdir . Burada Bergman, bir hakikat Yaradan'nın vefat olduğunu söyler. Yolculuk süresince Yaradan'nın varlığını ve nerede olduğunu heyecan eden ana karakter Block, gerçeği filmin bitiminde öğrenir başka bir deyişle Yaradan'nın tüm sokak süresince onla beraber olduğunu. Filmde herkesin cüzzamlılar ve rahip geldiği süre diz çöktüğünü, tekrardan bu sahnede ölümün önünde de benzer biçimde diz çöküldüğünü görürüz. Bergman'ın en sevdiğim filmlerinden biri durumda olan 'Kış Işığı'nda da bu konu işlenmektedir. Ana karakterimiz rahip Thomas, karısını kaybettikten daha sonra inancını kaybetmiştir. Her zaman inanmadığı bir şeyi inşa etmek zorunda kalmaktadır. Thomas'ın beraber olduğu öğretmen ise tam aksi bir kapasitededir . O, Thomas'ı sevmeye başladıktan daha sonra Yaradan inancı oluşmuştur. Filmin sonuna gerçek ise kilisenin müzisyeni açıkca söyler: "Sevgi Yaradan'dır." Başka Bir Deyişle insanın Yaradan'yla ilişkisi karmaşıktır. Yaradan'yı sevdiğini söyler ama ölümden de bir o civarı korkar. Halbuki insan, yalnızca Yaradan'dan korkar. Her Biri , en inançlı olanlar bile akıllarında bir tereddüt yaşarlar, yukarıda bir şey olmama olasılığından korkarlar ve tekrardan Yaradan'ya sığınırlar. Ne Türlü olabilir da bu civarı sevilen bir şeye kavuşmaktan bu civarı korkar insanoğlu? Benim Düşünceme Göre bunun yanıtı , bilinmez olmasıdır. Arthur Miller'ın 'Cadı Kazanı' isimli oyunu, korkunun insana neler yaptırabileceğinin en kocaman kanıtlarından birisidir. Miller bu oyunu, Hollywood'ta o aşama meydana gelen komünist avından esinlenerek yazmış. Bu da korkunun ne civarı kuvvetli bir his olduğunun bir yabancı delilidir . Oyun yaşanmış bir olaya dayanır. 1632 senesinde Amerika'nın Salem kasabasında bir grup insan cadılıkla suçlanır ve pekçok suçsuz insan cezalandırılır. Miller'ın bu oyununu okuduğumda çok etkilenmiştim, bilhassa son sahnenin çok alıcı olduğunu düşünürüm. Geçtiğimiz zaman dersini izlediğim Jon Andersonn, Damien Hirst'ten bahsetti ve onun benim çok hoşuma giden bir sözünü paylaştı. Birden Çok defa Hirst'in yapıtlarını görmüştüm. Bu sözünden daha sonra , onun çalışmaları benim amaçlı çok daha manalı duruma geldi. Hirst'in en malum yapıtı "The Physical Impossibility of Death in the Mind of Someone Living"dir. Bu eserinde, kutu diyebileceğimiz bir şeyin içerisine tutuklu bir köpek balığını yerleştiriyor. Bana önce bakışta manasız benzeri gelmişti ama şu anda çok farklı bir gözle baktığımı söylemem gerekmektedir . Hirst, köpek balığını tankın içerisine adeta halen davranış halindeymiş benzeri yerleştiriyor. Bu da çalışmanın başlığıyla daha manalı halen geliyor. Bu çalışmayı, şu anda aklımda durumda olan bir senaryo fikrine çok yakın olduğu amaçlı de çok beğendiğimi söyleyebilirim.overview Hirst'in bir başka farklı yapıtı ise "For the Love of God" olsa sebep . Benim Düşünceme Göre burada yorumlamak aradığı , dünyadaki en kımetli şey durumda olan insan yaşamını korku sebebiyle , ya da Yaradan'ya erişmek için başkalarını incitmede kullanmanın ne civarı gerçek olduğu. Bu eserde yüzlerce minik elmasın kullanıldığını görüyoruz. Hem Bir insanoğlunun tutkularını, hem bir de oluşturan amaçlı insanlara ne türlü acı çektirildiğini farklılık ediyoruz. Korku hissi müzikte de görülmektedir. Bunlardan en ehemmiyetlisi Requiem'dir hiç şüphesiz . En malum eser Mozart'ın Requiem'idir. Bunu dışarısında Faure, Verdi, Brahms sık sık seslendirilen eserler yazmışlardır..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder